20 Kasım 2016 Pazar

Fantastik Canavarlar Nelerdir,Nerede Bulunurlar? - Film Yorumu


Herkese merhabalaar! Blogumda yazı yayınlamamın üstünden uzuun bir süre geçtiğinin farkındayım fakat cidden okumaya hiç vaktim olmadığından bloga koyacak hiç yazım da olmuyor. Dolayısıyla blog boş kalıyor. Hazır dün Fantastic Beasts'e gitmişken bugün bloga film hakkında yorumumu gireyim ki blog da biraz canlansın diye düşündüm. O zaman başlıyoruum!

Küçük,büyük fark etmeksizin tüm Potterheadlerin aşırı heyecanla beklediği Fantastic Beasts nihayet 18 Kasım'da vizyona girdi. Genelde çok uzun süredir heyecanla beklediğim filmlere ilk çıktığı gün giderim ancak malum,sınav senem olduğundan anca ikinci gün gitme fırsatı yakaladım. Dershaneden çıkıp koştura koştura filme yetişmeye çalıştım ve doğru söylemek gerekirse yolda birazcık helak oldum,İstanbul trafiği sağolsun.Naz,peki çektiğin zorluklara değdi mi diye sorarsanız cevabım şu;EVVEEET!

Mic movies film harry potter trailerCumartesi yoğunluğundan bilet bulamam korkusuyla biletimi bir gün önceden online olarak satın almıştım ve sinemaya varır varmaz içeri girip filmin başlama saatini beklemeye koyuldum.Salona girişler başladığında ise heyecandan ve mutluluktan parendeler atmak üzereydim. Sinema reklamlarının bitmesini nasıl bekledim hiçbir fikrim yok ancak en başta o Warner Bros. logosu çıkınca kendimi kaybettim resmen.Üstüne bir de Hedwig's Theme çalınca sinemada resmen tepinmeye ve "hihihihihhii" tarzında sesler çıkarmaya başladım.Çevremdekiler biraz tuhaf bulsa da çok da şaşırmadılar sanırım çünkü benim gibi davranan çok heyecanlı bir sürü kişi vardı salonda.

Gelelim film hakkındaki düşüncelerime. Çoğunluk bir HP beklentisiyle gitmiş filme ancak ben bu filmin HP dünyasından farklı olduğunu ve bize yeni bir dönemi-karakterleri anlatacağının bilinciyle gittim.Dolayısıyla bir HP beklemediğimden çoğunluğun aksine hayal kırıklığına uğramadım. Aksine bir serinin başlangıç filmi olarak bakınca da oldukça başarılı buldum filmi. Ayrıca film beklediğimden daha çok HP ile bağlantılıydı,zaman zaman HP'den bildiğimiz kişilere,olaylara ve sembollere (anladınız siz onu ;)) ) gönderme yapılması beni çok mutlu etti.

MTV Movie Awards fantastic beasts movie awards 2016 mtv movie awards 2016Elbet olumsuz yönleri de vardı filmin.Senaryonun bazı yerlerinde kafama takılan sorulara cevap alamadım ve bazı yerlerde kopukluklar vardı.Bir başka olumsuzluk da karakterleri derinlemesine tanıyamamış olmamızdı.Ayrıca olaylar bence biraz hızlı ve klişe şekilde bağlanmıştı ancak her şeye rağmen filmi cidden çok beğendim.Sanırım bunun nedeni 5 senenin ardından HP dünyası ile ilgili bir filmi sinemada izlememdi.

Okuduğuma göre senaryoyu tamamen J.K. Rowling yazmış,dolayısıyla senaryo yazımında acemi olan birinden beklenebilecek sıkıntılar bunlar. Çünkü biliyorsunuz HP filmlerinin senaryosunu Rowling yazmıyordu. O yüzden Rowling annemizin bu hatalarını görmezden gelebiliyorum sonuçta kadın bize bu büyülü evreni verdi yahu.

trailer fantastic beasts and where to find them
Filmin HP filmlerinin geçtiği Londra'dan başka bir mekanda,yani New York'ta geçmesi beni mutlu etti. Büyücülerin yaşadığı yeni bir şehri,ülkeyi ve o şehrin büyücülerini tanımak bence hoştu. Bu tanıdığın büyücüleri sevdin mi derseniz,hayır sevmedim. MACUSA denilen Sihir Bakanlığı'nın mugglelara,pardon Amerikalıların deyimiyle no-majlara (muggle her türlü döver -_-) karşı çok sert yasaları var.Büyücüler sihir dışılarla evlenemiyor,hatta konuşamıyorlar bile.Sert yasakları olan bu bakanlığı sevmedim ancak yine de yeni bir büyücü ortamı tanımak hoştu. Ayrıca dönemin New York'u bence çok hoş yansıtılmıştı. Dönemi yansıtan bir başka unsur olan kıyafetlere bayıldım! Özellikle de Newt'un kıyafetleri muhteşemdi,Eddie Redmayne'e çok yakışmışlar ^_^


The Niffler :D 
Filmin ana unsuru olan Fantastik Canavarlar'a gelelim şimdi de. Newt'un bavulunun haylaz misafirlerine bayıldığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Favorilerim The Niffler ve Thunderbird oldu. Özellikle The Niffler yaramazlığıyla,sevimliliğiyle beni kendine aşık etti diyebilirim! Onun olduğu sahnelerde salonca güldük ve çok eğlendik :D 

Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim ki Newt'un bavulun içinde yarattığı yaşam alanlarına bayıldım! O sahnede aynı Jacob gibi büyülendim ve ağzım açık şekilde izledim. Muhteşemdi ya! 


Gelelim karakterlere.Newt bence muhteşemdi.Hakkında ne desem tam olarak bilemiyorum gerçekten ama ciddi anlamda o şapşallığına,hareketlerine aşık oldum sanırım. Dünden beri Newt Scamander diye sayıklayarak fangirllük yapıyorum kendisine. Eddie Redmayne rolünü muhteşem oynamış! Daha iyi bir Newt düşünülemezdi kesinlikle. 
Soldan sağa,Tina Goldstein rolünde Katherine Waterston,Jacob Kowalski rolünde Dan Fogler, anneciğimiz J.K. Rowling, Queenie Goldstein rolünde Alison Sudol ve son olarak Newt Scamander'ımız Eddie Redmayne.
Newt'un karşılaştığı ve maceraya birdenbire dahil olan no-maj olan Jacob Kowalski'ye gelelim. Jacob zaten şapşalın önde gideni ve kendisinin büyüye verdiği tepkiler tam anlamıyla beni yansıtıyor! Dolayısıyla onu sevmemem mümkün değil tabii ki. Tina ve Queenie de iyi karakterlerdi. Maalesef tam olarak yansıtılmadıkları için şimdilik haklarında çok yorum yapamasam da ikisini de sevdiğimi söyleyebilirim.

Filme dahil olduğunu son haftalarda öğrendiğim Ezra Miller'a gelelim şimdi de. Oyunculuğuyla ilgili 1 sayfa yazı yazabilirim ancak sizi sıkmamak için bunu birkaç cümleye indirgeyeceğim. Kendisi bizim yeni tatlı Flash'ımız olmakla birlikte FB'de oynadığı Credence rolünü de muhteşem bir biçimde üstlenmiş. Çocuk girdiği her rolün altından ustalıkla kalkıyor. Credence'ın o utangaç,ezik,mahçup tavırları kalbimi yaraladı resmen,muhteşem bir iş çıkarmıştı kesinlikle!

Kısa süreliğine olsa da gördüğümüz Johnny Depp'den de biraz bahsetmek istiyorum. Kendisi son günlerde açıklandığı üzere Grindelwald rolünü oynayacak seride. Evet Johnny Depp'i hepimiz seviyoruz ve filmde kendisinden beklendiği üzere harika bir iş çıkarmış ancak bence Depp yerine daha genç bir aktör bulunabilirdi Grindelwald için.Ama yine de Depp'i ekranlarda izleyecek olmak da heyecan verici tabii ki.

Filmin en beğendiğin kısmı neydi derseniz görsel efektler derim.Senaryoda olan eksikleri görsel efektler fazlasıyla kapatıyor. Bir de bu efektleri 3D olarak izlemek muhteşem bir zevk veriyor insana.

Kısacası film eksikleri olmasına rağmen bence muhteşemdi.Koyu Potterheadler elbet beğenecektir filmi ancak yine de şunu söylemek istiyorum,yeni bir HP filmi gibi düşünüp gitmeyin filme. Bu farklı bir dünyayı anlatan bir film,bunu göz önünde bulundurarak izlerseniz filmden oldukça zevk alacaksınız. 

Son olarak,filmin soundtracklerini The Hunger Games'ten tanıdığımız James Newton Howard yapmış ve kesinlikle muhteşem iş çıkarmış! Aşağıya dinlemeniz için Spotify linkini bırakıyorum ^_^

30 Temmuz 2016 Cumartesi

Taç - Kiera Cass / Yorum (Beni Seç #5)


"Hayat, sen planlar yaparken basına gelenlerdir" denir ya, aşk da öyledir…

Eadlyn, Illéa'nın kendi Seçim'ini yapacak ilk prensesi olmuştu ama otuz beş adaydan herhangi birine âşık olmayacağına kesinlikle emindi. Planlarında aşka yer yoktu. Yarışmanın ilk beş haftasını, onları evlerine geri gönderebilmek için günleri sayarak geçirdi.

Ancak sarayda gelişen olaylara bakılırsa, kaderin Eadlyn için başka planları vardı. Eadlyn, annesiyle babasının peri masalına benzer aşkları gibi bir ask yaşayabileceğinden, üstlendiği yeni görevler dolayısıyla buna fırsat bulabileceğinden emin olmasa da, Eros'un okunu durdurmak mümkün mü?!

İste o an geldi, bir mucize gerçeklesti!
Hem de gökten yağan elmalar eşliğinde…

Dünya çapında büyük bir hayran kitlesi olan Seçim serisi, yeni kitabıyla yine çok dokunaklı bir masal anlatıyor.

Sayfa Sayısı: 264
Baskı Yılı: 2016
Yayınevi: DEX
Orijinal Adı: The Crown
Seri Adı: The Selection
Seri Sırası: 5 / 5
Goodreads Puanı: 3,85 / 5 
_________________________________________________

Herkese merhaba! Nasılsınız? Ülkece korku dolu ve oldukça travmatik bir dönemden geçtik ve elbet ki hepimiz bunun izlerini hayatımız boyunca taşıyacağız.Umuyorum ki herkes az da olsa toparlanmaya ve kendini iyi hissetmeye başlamıştır.

Blogu oldukça boşladığımın farkındayım ancak bunun sebebi üşengeçlik değil,kitap okuyamıyorum.Yaşadığımız gergin günler nedeniyle televizyon başında haber kovalıyorum hala neler oluyor neler bitiyor diye.Ayrıca bir yandan da ders çalışmaya çalışıyorum. E,dolayısıyla vakit de kalmıyor okumaya. Bu ay Taç dahil olmak üzere sadece İKİ kitap okuyabildim ve diğeri de zaten çabuk okunan bir çizgi roman.Biliyorum rezalet durumdayım...

Blog oldukça boş durumda olduğundan bu ay okuduğum ilk kitabın yorumunu sizlerle paylaşmak istedim. Her zaman olduğu gibi konuyu anlatarak başlıyorum yorumuma.


-ilk 4 kitabı okumayanlar için spoiler içerir-

Veliaht Prenses'in sonunda bildiğiniz gibi America oğlu Ahren'in Fransa'ya Fransa prensesiyle evlenmek için kaçmasından dolayı kalp krizi geçirmişti. Eadlyn hem kardeşi hem de en yakın arkadaşı olan Ahren'in yokluğuna alışmaya çalışırken bir yandan da annesinin iyileşmesi için dua etmektedir.Babası Maxon ise America'nın yaşadıklarından dolayı harap olmuştur.Eadlyn,babasının üstünden bir yükün kalkmasını sağlamak amacıyla ülke yönetimini geçici olarak kendisine bırakmasını ister.Maxon da bunu seve seve kabul eder.

Ülke yönetmek gibi büyük bir sorumluluğu üstlenen Eadlyn'in bir yandan da Seçim'i devam ettirmesi ve kendine en uygun eşi seçmesi gerekmektedir. Bu seçimi yaparken halkın isteğine göre mi yoksa kalbinin sesine göre mi hareket etmelidir? Halkın onu sevmemesinden ve ayaklanma çıkarmaya çalışmasından korkan Eadlyn hem ülkede huzur ortamı yaratmaya,hem eşini seçmeye,hem küçük kardeşleriyle ilgilenmeye,hem de harap olmuş babasını düzeltmeye çalışmaktadır. Eadlyn,bu kadar ağır yüklerin altından kalkmayı başarabilecek midir?


-spoiler bitti- 

Seçim serisini seviyorum. Genel olarak sevilmeyen karakterleri ve olay örgüsünü barındıran bir seri bu ancak yine de seviyorum nedense. İlk üç kitabı sevmemin en büyük nedeni tabii ki Maxon'dı.America'dan hiçbir zaman o kadar hazzetmedim. O kararsızlığı,sinir bozucu hareketleri beni deli ediyordu. Fakat Veliaht Prenses'teyani baş karakterin Eadlyn olduğu kitaptaki karakterleri sevdim. Veliaht Prenses'in yorumlarına bakınca çoğunluğun Eadlyn'i pek sevmediğini görüyorum ancak ben ilk kitapta sevmiştim,bakın ilk kitapta diyorum.Buradan ikinci kitabı o kadar da sevmediğimi anlayabilirsiniz.

Eadlyn benim için ilk kitapta ikiz kardeşini çok seven,üstünde olan sorumlulukları altında ezilen bir kızdı. Fakat buna rağmen güçlüydü,asiydi. Taç'ta ise neden bilmiyorum ama Eadlyn'den okudukça soğumaya başladım. Veliaht Prenses için Goodreads'te bunları yazmışım okuduğum ilk zamanlar.

Son sayfalarda cidden aşırı duygulandım çünkü Eadlyn ile empati yapmam çok kolaydı.Bunun nedeni ise Eadlyn ile gerçekten çok benzememiz. Eminim ki okurken gıcık olacaksınız ona ve doğru söylemek gerekirse ben de zaman zaman çok gıcık oldum ama şu gerçeği göz ardı edemem,biz cidden baya baya benziyoruz karakter olarak birbirimize.Onun o bağımsızlık düşkünlüğünü,kontrolü kaybetmeme çabasını okurken resmen kendimi gördüm. Ayrıca Eadlyn'in duygularını göstermekten kaçınması,kendini insanlara karşı kapatması aynı ben! Şu an kendimi övmek için söylemiyorum bunları sakın yanlış anlamayın çünkü bunun övülecek bir tarafı yok.Hatta okurken,biraz önce de belirttiğim gibi, büyük ihtimalle Eadlyn'i yolmak isteyeceğiniz zamanlar olacak ama n'apalım yani biz de böyleyiz,kızmayın bize :( 
Kitabın başlarında Eadlyn'e ciddi anlamda gıcık oldum ama sonradan onu anlamaya başlayınca kızamadım kıza çünkü resmen kendimi azarlamış olacaktım ona kızsam :D O yüzden bu kitabı çok sevdim, kendimi en çok ilişkilendirdiğim üç karakterden biri falandır Eadlyn ve bu kitabı benim gözümde çok çok değerli kıldı.
Erkeklerden kimi seçiyorsun derseniz cevabım şu;SEÇEMİYORUM.Ya ben baya kişiyi sevdim! İlk üç kitapta iki seçeneğimiz vardı ; Maxon ve Aspen.(tabii ki Maxon'cığımı seçmiştim) Fakat bu kitapta favori bir üçlüm var -anca üçe düşürebildim sayıyı maalesef- ; Kile,Henri ve Erik.Bunlar dışında Hale ve Fox'u da sevdim. Bu üçlüden -ya da Hale ve Fox'u da katarsak beşliden- kimi seçerse seçsin kabulüm.

Şimdi düşünüyorum da ilk kitapta Eadlyn ile kendimi gerçekten çok bağdaştırmıştım ama ikinci kitap... O Eadlyn gitmiş başka bir Eadlyn gelmiş gibiydi. İlk kitaba göre daha kırılgan ve kararsız bir kıza dönüşmüştü ve bu benim sinirimi bozdu.


Gelelim Seçim erkeklerine.İlk kitapta da söylediğim gibi favorilerim Kile,Henri ve Erik'ti.Hale ve Fox'u da seviyordum. Bu beşlinin arasında en favorim olan biri vardı ancak şu an kim olduğunu söylemeyeceğim çünkü kim olduğunu söylersem birazdan yazacaklarımdan dolayı kitaptan spoiler yemiş olursunuz.

Favorim olan kişinin seçilmediğini söyleyerek kitaba nefretimi kusmaya başlıyorum. Seçmemesini geçtim kalbini de kırdı çocuğun! Yani kırdı gibi oldu,sonradan kendini açıkladı falan ama neyse. Yani o dururken diğerlerinden birini seçmen! Eadlyn seni öldürmek istiyorum!

Kitap her zamanki gibi oldukça sürükleyiciydi ama ben kitabın daha uzun olması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle son sayfalarda olaylar o kadar oldu bittiye getirildi ki dedim bi' dakika noluyoruz?!??!? Önemli olayların sona saklanması doğal bir durum fakat hepsinin sonda olması ve her şeyin bir anda gerçekleşmesi benim hiç hoşuma gitmedi.

-spoiler

Kitapta en çok sinirimi bozan şey ise geçen kitapta giden Ahren'in bu kitapta onca olay olmasına rağmen anca kitabın sonlarına doğru gelmesiydi. Oğlum senin annen SENİN YÜZÜNDEN kalp krizi geçirmiş ve sen rahat rahat gidip Fransa Prensesi'yle pembe panjurlu şatonuzda sefa sürüyorsun.Nasıl evlatsın sen ya? Bir de Eadlyn geçen kitapta öve öve bitirememişti Ahren'in iyiliğini. Olmaz olsun böyle iyilik. Eadlyn'in nasıl affettiğine şaşırıyorum böyle büyük bir olayı. Neredeyse annen ölüyordu onun yüzünden yahu?! Hem de seni ülke yönetmek gibi kocamaaaan bir görevle,ona en ihtiyacın olduğu anda yalnız başına bırakıp gitti bu çocuk,nasıl affedilir bu?!?! 

-spoiler bitti 

Kitapta sevdiğim yerler de oldu elbet. Eadlyn'in küçük kardeşleriyle ilişkisini biraz daha fazla görme şansımız oldu ve bu benim hoşuma gitti. Yine Eadlyn'in ailesine olan bağlılığı ve sevgisi,halkının isteklerini dikkate alması da sevdiğim şeylerden. Ayrıca adayları daha iyi tanımış olmamız da güzeldi. Her zamanki gibi akıcı,sıkmayan ve çabuk okunan bir kitaptı. Son olarak da açığa çıkmasıyla "E YOK ARTIK!!" olduğum iki tane olay vardı ve bu olaylar da kitabı gözümde daha iyi bir seviyeye taşıdı. 


Belirttiğim gibi,Beni Seç serisi genel olarak sevdiğim ve keyif alarak okuduğum bir seri fakat bence asıl seri,yani Beni Seç - Elit - Sonsuza Dek daha başarılı yazılmış kitaplardı. Son çıkan iki kitap -özellikle de son kitap- öylesine karalanmış,para kazanmak amacıyla yazılmış kitaplar gibi geldi bana. Yine de seriye devam edildiği için ve eski karakterleri yeni hayatlarıyla okuyabildiğimiz için mutlu olduğumu da belirtmeliyim.

Beş kitap arasında en az beğendiğim kitap oldu Taç. Yine de bu serinin okumaya değer,eğlenceli bir seri olduğunu düşünüyorum. Distopya olarak geçse de genel olarak romantizm üzerinden ilerliyor dolayısıyla seriyi distopya sevmeyenler de rahatlıkla okuyabilir. Mutlaka okuyun diyemem ancak boş zamanınız varsa ve okunacak kitap arıyorsanız önerebilirim bu seriyi.Ayrıca kapakları da çok estetik duruyor,beğenmeseniz bile kapaklarına bakıp görsel zevk yaşarsınız en azından :D 

10 Temmuz 2016 Pazar

Haziran'da neler yaptım?




Hey hey heeey,herkese merhaba!! Nasılsınız? Beni sorarsanız ben iyiyim,şu aralar pek aktif olmasam da enerjik hissediyorum kendimi. "Madem enerjiksin bu Haziran'da yaptıkların yazısı neden geç geldi Naz?" diye düşünenler olacaktır doğal olarak.E haklısınız tabi,verecek cevabım yok. Kendi içimde bir ironiye düşerek aynı anda hem aktif hem üşengeç olma gibi bir şey yaşıyorum maalesef,mazur görün siz beni.

Haziran ayı benim için pek dolu geçmedi şahsen,pinekleyip sınav haftası ve Ramazan ayının yorgunluğunu atmakla meşguldüm diyebilirim. E tabii bir de ders çalışmak isteyip çalışacak hal bulamamanın yarattığı stresle de boğuşuyordum,malum artık ben de YGS - LYS mağduru statüsüne yükseldim. Ayrıca dileğimi belirtmek için geç kalmış olsam da yine de yazmak istiyorum,umarım LYS'ye giren herkes çook iyi sonuçlar alır ve hayallerini gerçekleştirme yolunda hepimizin büyüük bir engeli olan bu basamağı hiç tökezlemeden geçer.

Neyse,işte böyle boş bir ay oldu Haziran benim için. Bloga yorum girme sözü vermiştim ama yine ve yine başaramadım. Bu üşengeçlik bende oldukça ohooo,işim zor... 

Bu yazıda sadece okuduğum kitapları değil izlediğim film ve dizilerden de bahsedeceğim. Dediğim gibi pek bir aksiyonda bulunmadım,bayramım da gayet sıradandı o yüzden size anlatabileceğim dudak uçuklatıcı maceralarım bulunmamakta :D Siz şimdilik okuduklarım ve izlediklerimle yetinin :D 

*Neler Okudum?*

1- Spider-Man : Mavi - Jeph Loeb (çizgi roman) 4 / 5
2- Bellek - Jennifer Rush 4 / 5
3- Isla ve Mutlu Son - Stephanie Perkins 5 / 5 Yorum için tık.
4- Uyumsuz - Veronica Roth (yeniden okuma) 5 / 5
5- Free Four: Tobias Tells the Divergent Knife-Throwing Scene (Divergent, #1.5) - Veronica Roth
5 / 5
6- The World of Divergent: The Path to Allegiant (Divergent, #2.5)  - Veronica Roth 4 / 5
7- Yandaş - Veronica Roth (yeniden okuma) 4 / 5
8- Bir Yaz Gecesi Rüyası - William Shakespeare (nam-ı diğer şeyh pir fdsfdsd) 3 / 5
9- Güngezgini - Fabio Moon (çizgi roman) 5 / 5 
10- Köprü - Claire Wallis 4 / 5
11- Değirmen - Sabahattin Ali 3 / 5

Bu ayı 11 kitapla kapatarak iyi bir iş yaptığımı düşünüyorum şahsen. Bu seneki okuma hedefim olan 50 kitabı bitirmeye yaklaştım Haziran ayı sayesinde. Biliyorum,50 kitap oldukça az çünkü geçen sene 113 tane okumuştum fakat hain,lanet üniversite hazırlığı beni okumaktan alıkoyuyor. Pek çalışmasam da kitap okuduğumda çalışmamanın yarattığı vicdan azabı beni bitiriyor :(




Okuduklarım arasında en sevdiklerim Uyumsuz,Isla ve Mutlu Son ve Güngezgini oldu. Uyumsuz'u zaten okumayan çok az kişi kalmıştır diye tahmin ediyorum. Uyumsuz serisinin ve özellikle de Tris'in bende yeri çok ayrı olduğundan seriyi baştan okumaya karar verdim Haziran ayında.Kuralsıız'ı çok sevmeme rağmen okumaya üşendiğimden (evet yine üşengeçlik...) atladım ve iki kitabı okuyarak seriyi bitirdim. Yine çook severek okuduğum bir seri oldu.



divergent insurgent tris prior tris strong female characters
Aşkımsın Tris *fangirl screaming*
Isla ve Mutlu Son'un yorumunu girdim zaten,düşünün o kadar sevdim ki üşengeçliğimi kırıp uzun uzun yorum bile girdim hakkında :D

Güngezgini ise yorumunu günün birinde girebileceğim muhteşem ötesi bir çizgi roman. Kesinlikle okuduğunuzda sizi hayat ve yaptığınız seçimler hakkında düşündürecek ve uzun süre sizi etkisi altına alacak bir eser. Tam anlamıyla bayıldım! Bir gün tekrar okuyup yorumunu girmeyi çok istiyorum çünkü tek okumayla eskiyen ya da değerini kaybeden bir çizgi romandan ziyade sürekli okunup yeni anlamlar çıkarılabilecek bir çizgi roman Güngezgini,kesinlikle tavsiye ediyorum!

*Neler İzledim?/ Film*

1- Before Sunrise 4 / 5
2- Allegiant 2 / 5
3- Zootopia 3 / 5
4- 10 Things I Hate About You 3,5 / 5
5- X - Men - Apocalypse 4,5 / 5
6- Kick - Ass 2,5 / 5
7- Now You See Me 5 / 5
8- Despicable Me 2  3 / 5
9- The 5th Wave  2 / 5
10- Me Before You 5 / 5


Normalde film izlemeyi sevmeyen,çabucak sıkılan biri olarak bu ay film açısından oldukça bereketli bir ay geçirdim diyebilirim. Fakat bu ay hayal kırıklığına uğradığım iki film izledim ve cidden moralim bozuldu. Bunlar Allegiant (Yandaş) ve The 5th Wave (5. Dalga)'ydi. Kitap uyarlamalarını böyle batırmalarından nefret ediyorum! Elinizde muhteşem bir malzeme var zaten neden bu kadar değişiklik yapmaya çalışıyorsunuz ki! Özellikle Yandaş'ta kusup,kendimi 57 yerimden bıçaklayıp cinayet süsü vermemek için kendimi zor tuttum.Bu ne,BU NE ALLAH AŞKINA BU NE! Siz o kitaptan nasıl böyle bir senaryo çıkardınız ya aklım almıyor. Efekt yapıp kurtarmaya çalışmışsınız,cık o da olmamış. Çizgi film izlermiş gibi hissettim kendimi.Zootopia bile daha gerçekçiydi Yandaş'ın efektlerinin yanında.çıldırdım resmen.

Bu ne şimdi,yani bu ne. *kusar*
Neyse ki tam hüzne gark olmuş kendimi yiyip bitirirken karşıma moralimi yükselten iki film çıktı.Bunlardan ilki Now You See Me yani Sihirbazlar Çetesi. Kendisi hayatımda izlediğim en güzel filmler listesine ilk sıralardan giriş yaptı. Maalesef ikincisine gidemedim ancak ilkinin güzelliği bana bir süre yeter herhalde. 


İkinci çok sevdiğim film ise Me Before You. Ben hayatımda kitaptan bu kadar güzel ve kitaba bu kadar sadık uyarlanan ve beni bu kadar eğlendiren bir film izlememiştim! En ama en güzel kitap uyarlaması olarak Senden Önce Ben'i seçiyoruum! Oyuncular karakterlerle müthiş uyumlulardı,özellikle de Lou! Emilia Clarke nasıl muhteşem yansıtmış o karakteri öyle! İzlerken gerçekten çok keyif aldığım ve oldukça başarılı bulduğum bir film oldu Senden Önce Ben. Mutlaka izlemelisiniz! Doğru söylemek gerekirse filmi kitabından bile daha çok sevdim.Kitapta bazı yerlerde sıkıldığım olmuştu ancak filmi izlerken bir saniye bile sıkılmadım ve hiç bitmesin istedim.Muhteşemdi!

*Neler İzledim?/ Dizi *

Düzenli olarak takip ettiğim sadece iki dizi var; Teen Wolf ve Shadowhunters. Teen Wolf'un son sezonları gerçekten saçmalaşıp işler iyice çığrından çıktıysa da başladık bir kere bırakamıyorum işte. Shadowhunters desen öyle aman aman sevdiğim bir dizi değil kendisi.Efektleri gerçekten kötü ve senaryosu kitaptan oldukça bağımsız. İzleme nedenim Malec diyebilirim, 1x12'de eridim bittim mesela. Harikaydı ya. Hazır konu açılmışken bir dizi yorumu da yapayım ufak çaplı.

Dizinin oyuncu seçimlerinin filmden genel olarak daha iyi olduğunu düşünüyorum.Özelllikle de Alec,Izzy,Clary ve Simon muhteşem uyan oyuncular karakterlere.Ancak Jace,Valentine,Magnus benim için uyumlu değil. Özellikle de film Jace'i ve Magnus'una bayılan biri olarak dizideki oyuncular beni hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim. Ama dizideki Malec'in kimyası çok uyumlu olduğundan Magnus o kadar gözüme batmıyor diyebilirim.Ancak Jace... Dominic Sherwood sevdiğim bir oyuncu ama Jace rolüne hiç gitmemiş. Zaten Jace'in narin bir yapısı olması gerekiyor ama dizideki Jace yürüyen kas maşallah. Ayrıca Dom bence rol yapma konusunda pek başarılı değil,üzgünüm. Aynı sorun Kat (Clary)'de de vardı fakat son bölümlere doğru biraz iyiye gitmeye başladı oyunculuğu.Ancak Dom'da hiç düzelme yok ve bu moralimi bozuyor :(

Madem bu kadar sevmiyorsun,eleştiriyorsun,neden izliyorsun diye sorabilirsiniz.Hayalini kurduğum,içlerinden biri olmak istediğim gölge avcılarının dünyasının ve çok sevdiğim karakterlerin gözümün önünde canlanması -her ne kadar tam olarak istediğim gibi olmasalar da- hoşuma gidiyor. Dizinin daha iyiye gideceğini umarak izlemeye devam ediyorum...





(Bu sahneler çok sevdiğim ve çok eğlendiğim sahneler çünkü MALEC)<3 i="">

Her neyse ben en başa döneyim. Demek istediğim takip ettiğim iki dizi olduğu ve ikisi de sezon finalinde olduğu için izleyecek dizim yoktu.Ben de önceden başladığım ve vaktim olmadığı için devam edemediğim bir diziye devam edeyim dedim.Bu dizi tabii ki herkesin dilinde olan,spoiler yemekten asla kaçışımızın olmadığı Game of Thrones. Oldukça severek izliyorum GoT'u.Şu sıralar 4x04'te kalmış olsam da dizinin her bölümünü,her can alıcı spoilerını inciğine cinciğine kadar biliyorum sevgili internet halkı sağolsun. Yine de izlerken hiçbir sıkıntı yaratmıyor bu benim için çünkü oldukça heyecanlı bir dizi.Her bölümünde her an herkesin ölme potansiyeli olduğu için kimin ölü kimin canlı olduğunu bilsem de bir an önce o ölümlerin ya da büyük olayların gerçekleştiği bölümlere ulaşmak için heyecanla izliyorum tüm bölümleri. Güzel dizi vesselam. Ve benim için tahta oturması gereken asıl kişi Arya'dır.Çok seviyorum o kızı. Bu çok mümkün görünmediği için Demir Taht yolunda desteklediğim asıl aday ise tabii ki Dany! Çok yaşa ejderhaların annesii!!


Son olarak yeni başladığım bir diğer dizi ise Mr. Robot. Herkesin beğenerek izlediği ve methiyeler düzdüğü bu diziye başlamasam olmazdı. Zaten sadece bir sezonu var ve hepi topu izlenecek 10 bölümüm var diyerek başladım ve herkesin bayıldığı kadar bayılmasam da genel olarak beğendim.Elliot çok farklı ve izlemesi keyifli bir karakter. Sanırım ikinci sezon 13 Temmuz'da başlıyor.İlk sezonda izlenecek 4 bölümüm kaldı,13 Temmuz'a kadar bitirmeyi düşünüyorum.Nihayet bu kadar popüler bir diziyi spoiler yemeden izleyebileceğim için çok ama çok mutluyuum! 

Yine upuzuuun yazdığım ve kafanızı şişirdiğim bir yazı oldu,affola. Eğer ki buraya kadar okuduysanız çok teşekkür ederim. Temmuz ayında blog yine boş kalacak büyük ihtimalle çünkü kitap okuyabileceğimi veya bir şeyler izleyebileceğimi sanmıyorum. Hepinize mutluluk dolu bir ay diliyorum -geç kalmış olsam da :D - ,sağlıcakla kalın ^_^